Yapay zekâ ile yeşili az olan evler tespit edilecek

Başak Nur GÖKÇAM

Karbon emisyonu yüksek olan evler, doğrudan konut emisyonlarının dörtte birinden sorumlu. Net sıfır hedefine ulaşma yolunda büyük bir engel olan bu sorunun iyileştirilmesi üzerine çalışan araştırmacılar, bunun için bir yapay zekâ modeli eğitti.

Cambridge Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden araştırmacılar tarafından eğitilen yeni bir ‘derin öğrenme’ modeli ile yeşil kimlik bilgilerini iyileştirmeye yönelik stratejiler geliştirilmesinin yanı sıra daha kolay ve daha hızlı ve daha ucuz hale getirilmesi amaçlanıyor.

Konuya ilişkin açıklamada bulunan kent araştırmacısı ve veri bilimci Maoran Sun ve Cambridge Sürdürülebilir Tasarım Grubu’na liderlik eden doktora danışmanı Dr. Ronita Bardhan, yapay zekâ modellerinin HtD evlerini (emisyonu yüksek evler) yüzde 90 hassasiyetle sınıflandırabildiğini ve daha fazla veri ekledikçe bunun artmasını beklediklerini gösteriyor” dedi.

Yapay zekânın, bunu başarmak için açık kaynak verilerini kullanarak karbondan arındırılarak zor binaları belirlemek için ilk kez eğitildiğini belirten Dr. Bardhan, “Politika yapıcıların kaç evi karbondan arındırmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor, ancak genellikle her evde ayrıntılı denetimler gerçekleştirecek kaynaklara sahip değiller. Modelimiz onları yüksek öncelikli evlere yönlendirerek değerli zaman ve kaynaklardan tasarruf etmelerini sağlayabilir” diye konuştu.

İyileştirmeye yardımcı olacak

Yapay zekâ modelini sınırlı veriler kullanarak eğittiklerinin bilgisini veren araştırmacı Macran Sun da, “Artık model, şehirdeki evler için tahmin yapabiliyor. Modellerimiz, sakinlerin ve yetkililerin duvarlar, pencereler ve diğer unsurlar gibi belirli bina özelliklerine yönelik iyileştirme müdahalelerini hedeflemelerine giderek daha fazla yardımcı olacak” bilgisini verdi. Verilerin ücretsiz olduğunu söyleyen Bardhan, “Veri kümelerinin çok düzensiz olduğu ülkelerde bile kullanılabilir. Çerçeve, kullanıcıların HtD evlerinin tanımlanması için çok kaynaklı veri kümelerini beslemesine olanak tanır” dedi.

Binanın dinamiği ölçülebilecek

Model halihazırda binaların çatı ve pencereler gibi en fazla ısı kaybeden belirli kısımlarını ve bir binanın eski mi yoksa modern mi olduğunu tespit etme kapasitesine sahip. Ancak araştırmacılar ayrıntıyı ve doğruluğu önemli ölçüde artırabileceklerinden eminler. Araştırmacılar, verileri kamuoyu için daha görünür ve erişilebilir hale getirerek net sıfıra ulaşma çabaları konusunda fikir birliğine varmanın çok daha kolay hale geleceğini öne sürüyor.

İnşaat sektörü için emisyon uyarısı

Yaşanan felaketlerin, Türkiye Müteahhitler Birliği olarak her fırsatta dile getirdikleri, “ehil yapı müteahhidi, güçlü yapı denetimi, yetkin mühendislik sistemi, mesleki yeterlilik belgeli iş gücü, kaliteli malzeme, çok yönlü imar mevzuatı ve bilinçli kamuoyu” ilkelerinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Eren, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin ve şehirleşme oranının sürekli artmasının dikkate alınması gerektiğini bildirdi.

Yarının ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran, daha iyi tasarlanmış, çevre, sağlık, eğitim, ulaşım, spor ve idari altyapılarıyla yaşanabilir şehirlerin hedeflenmesi gerektiğini belirten Erdal Eren, “Deprem riskinin yüksek olduğu Türkiye açısından kentsel dönüşümün hayati önem taşıyor. Bu konuda özellikle uzmanların İstanbul için yaptığı uyarılar göz önünde bulundurulduğunda kaybedecek bir saniyemizin bile olmadığı anlaşılmaktadır” dedi.

Her 10 kişiden 7’si şehirli olacak

Şehircilik konusunda deprem ve kentsel dönüşüm kadar önem verilmesi gereken bir başka hususun da küresel iklim krizi olduğuna vurgu yapan Eren, “Dünya Bankası tarafından yapılan bir projeksiyonda, 2050 yılında, dünyada her 10 kişiden 7’sinin şehirlerde yaşayacağı, kent nüfusunun tüm dünya nüfusunun üçte ikisini oluşturacağı ve küresel enerji tüketimi ile sera gazı emisyonlarının yüzde 70’inden fazlasının kentlerde olacağı öngörülmektedir.

Ayrıca, yapılan çalışmalar, binalar ve inşaat-yapım süreçlerinin küresel karbon emisyonunun yüzde 40’ını oluşturduğunu göstermektedir. Binaların işletim dönemlerinde ısıtma-soğutma, aydınlatma için kullanılan enerjinin sebep olduğu emisyon yüzde 28’lik dilime sahipken kalan yüzde 11’lik kısım binaların yaşam döngüsü içinde kullanılan malzeme ve inşaat işlerinden kaynaklı karbondan gelmektedir. Dolayısıyla sürdürülebilirlik ve karbon salımının azaltılması hedefi kapsamında şehircilik ve inşaat sektörünün kaçınılmaz olarak önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx